top of page
Savunma/sur sistemleri

Antik yazarların aktardıkları bilgiler ve Zeugma’da gerçekleştirilen arkeolojik ve jeofizik araştırmalar çerçevesinde, Seleukeia ve Apameia’da farklı dönemlerde inşa edilmiş en az üç savunma sisteminin var olduğunu söyleyebiliyoruz. (Resim 05.1 A, B)

Savunma sistemlerinden ilki, Seleukeia ve Apameia’nın Hellenistik dönemde, bir polis karakteri taşıyan katoikia (askeri koloni) olarak kurulduğu MÖ 300 yıllarından sonra inşa edilmiş olan sur sistemidir. Bugün bu duvarın varlığı Apameia’daki jeofizik ve arkeolojik çalışmalardan, Seleukeia’da ise Belkıs Tepe’deki yer alan ve hala görülebilen polygonal teknikte dolgulu yapılmış duvarlardan anlaşılabilmektedir. (Resim 05.2 – 3) Apameia’da arkeolojik ve jeofizik çalışmalar yürütmüş olan araştırmacılar Apameia’daki sur sisteminin MÖ 2. yüzyılın son çeyreğinde inşa edildiğini düşünmüşlerdir. Ancak surların tarihleri ile ilgili kesin bir arkeolojik kanıt hala ele geçmemiştir.

İkinci sur sistemi ile ilgili verilere ise Seleukeia’da 2009-2012 yıllarında gerçekleştirilen arkeolojik ve jeofizik araştırmalar sonucunda ulaşılmıştır. Roma İmparatorluk dönemine tarihlenen sura ait kalıntılar, Belkıs Tepe’nin batısında yer alan At Meydanı civarında ve kuzeydoğusundaki Ayvaz Tepe’nin doğu yamacında tespit edilmiştir. (Resim 05.4) Belkıs Tepe’nin batısından Bahçedere’ye kadar uzanan geniş bölgeye ait hava fotoğraflarında izleri belli olan bu duvarların bazılarının teras duvarı, Bahçedere’ye bakan kesimdekilerin ise kentin surlarına ait olduğu düşünülmüştür. (Resim 05.5)

Son olarak, kentin üçüncü sur sistemiyle ilgili olarak Bizanslı tarihçi Prokopios, Doğu Roma İmparatoru Iustinianus döneminde Zeugma’nın, işlev dışı kalmış eski sur duvarının onarılarak yeni bir savunma sistemi kazandığına değinmektedir. Bu savunma sistemi ile ilgili kesin bir arkeolojik veri elimizde olmasa da bazı araştırmacılar bu surun bir kısmının kentin akropolis’i ile sınırlı olduğunu düşünülmektedir. Son yıllarda Zeugma’nın Doğu Konut Sektöründe yürütülen kazı çalışmalarda, Muzalar Roma konutun hemen yanında, devşirme mimari elemanlarla yapılmış sur niteliğinde özellikler gösteren duvar kalıntısı Prokopios’un bahsettiği İmparator Iustinianus döneminde inşa edilen sur ile bağlantılı olabilir. (Resim 05.6)

Hellenistik Agora

Seleukeia’nın erken dönem agorası İskele Üstü Mevkii olarak adlandırılan Fırat Nehri’ne hakim düzlükte yer alır. Dorik -İonik karışık düzende yapılmış portikolarla çevrili olduğu anlaşılan Agora’daki stoalarının MÖ 1. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği mimari öğelerin gösterdiği özelliklere göre söylenebilmektedir. (Resim 05.7) Yaklaşık 90m x 120m ölçülere sahip bu Agora’nın doğu uzun kenarında iki katlı bir Market Yapısı yer alır. Agora’nın ortasında yapılan bir sondaj kazısında bu alanı güneyden sınırlayan bir caddenin varlığı ortaya çıkmıştır.

Market Yapısı

Yaklaşık 80m uzunluğunda, kireçtaşı bloklardan dikdörtgen planlı olarak inşa edilen Market Yapısı, Zeugma’nın Hellenistik Dönemdeki merkezi olan ve günümüzde İskeleüstü olarak adlandırılan Hellenistik Agora’nın doğusunda 2000 yılında yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılmıştır. Alanda yapılan çalışmalarda Dorik ve İonik düzende Geç Hellenistik-Erken İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen mimari elemanlar ortaya çıkarılmıştır. Yapının MS 1. yüzyılın sonu 2. yüzyılın başlarından itibaren çeşitli onarımlar geçirdiği, devşirme olarak kullanılmış mimari elemanlardan ve çeşitli mimari süslemelerden anlaşılmaktadır. Agora’daki bu değişiklikler büyük olasılıkla 13 Aralık 115 tarihinde Antiokheia (Antakya) da meydana gelen büyük deprem ile bağlantılı olmalıdır.

Market Binası olarak adlandırılan yapının odalarından birinde ele geçen yüz binin üzerinde mühür baskılarından (bullae), bu mekânın resmi, ticari ve noter belgelerinin saklandığı bir arşiv odası, yani bir khrematisterion veya khreophylakeion olduğunu söyleyebiliyoruz. (Resim 05.8 – 9) Aralarında Hellenistik Döneme tarihlenebilecek mühür baskılarının da bulunduğu bu arşiv odasının bulunduğu Market Binası’nda altı farklı evre tespit edilmiştir. MS 252/253 yılları arasındaki Sasani saldırısı sırasında yakıldığı anlaşılan arşiv, Geç Antik Dönem’de farklı işlevde bir mekan olarak kullanılmıştır.

Dairesel Planlı Yapı

Hellenistik Agora’nın kuzey ucunda, düzgün rektagonal bloklardan yapılmış kare planlı bir yapı içinde dairesel plana sahip yapının kalıntıları kısmen ortaya çıkarılmıştır. Yapının güneyinde Agora ile bağlantı kuran kısmında tapınak temenos’ları içindekine benzer taş döşeli bir toplanma alanı yer alır. Bugün sadece dairesel bir planda tasarlanmış sütunlarının oturduğu temel blokları, yapının duvarlarının yükseldiği kare planlı temeli ve yapıyı çevreleyen temel duvarları görülmektedir. (Resim 05.10 A, B)

Dairesel planlı yapının temel dolguları içinde, biri 2000, diğeri 2002 yılında olmak üzere, Kommagene Kralı I. Antiokhos Theos’un kendi krallığı içindeki temenos’larında diktirdiği bazalttan yapılmış iki deksiosis steli ele geçmiştir. Stellerden birinde Antiokhos Apollon-Helios’la, diğerinde ise Herakles’le el sıkışır pozisyonda gösterilmiştir. Her iki stelin arkasında Antiokhos Theos’un Hierothesion ve temenos’ları için hazırlattığı nomos, yani “kanun” yazıtı yer alır. (Resim 05.11 A, B) Dairesel Planlı yapıdan önce burada I. Antiokhos Theos’un temenos yapısının yer aldığı anlaşılmaktadır. Temelleri görünen Dairesel Planlı yapının temenos’un üzerine İmparator Tiberius döneminde inşa edilmiş bir kutsal yapı veya bouleuterion (meclis binası) olabileceği araştırmacılar tarafından önerilmiştir. Ancak bugün büyük oranda sualtında kalmış olan Dairesel Yapı’nın işlevi hakkında hali hazırda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Büyük Peristilli Yapı

Hellenistik Agora’nın çevresinde ortaya çıkarılmış Latince bina yazıt parçalarından yola çıkarak Hellenistik Agora çevresinde bir kamu yapısının var olduğu düşünülmektedir.  Yazıtların ait olduğu binalar hakkında henüz kesin bir bilgimiz olmasa da Hellenistik Agora’nın güneyinde bulunan ve yapım tekniğine göre Latin inşaat teknikleriyle inşa edildiği anlaşılan peristilli bir yapı, MS 1. yüzyılın sonlarına tarihlenebilmektedir. Büyük kireçtaşı bloklardan inşa edilmiş bu yapı, opus-caementicium’dan yapılmış (Roma betonu) tonozlu altyapı sistemiyle agorayla bağlantısı olan bir kamu yapısı özellikleri gösterir. Alanda yapılan çalışmalar temelleri ve tonozları korunmuş bu yapının üzerine inşa edilmiş ikinci bir yapının varlığını ortaya koymuştur. İşlevi tam olarak anlaşılamamış olan ilk yapının üzerine inşa edilen ikinci yapı, hypokaust sistemiyle işleyen bir ısıtma mekânına ve mozaik kaplı büyük bir peristile sahiptir. (Resim 05.12) Agoraya yakınlığından dolayı peristilli büyük bir kamu yapısı veya büyük bir konağa ait olan yapıda yer alan ısıtma sistemi yapının küçük bir bölümünün hamam şeklinde işlev görmüş olabileceğini düşündürmektedir. İkinci yapıya ait peristil mozaiğinin üzerinde, birçok peristil mozaiğinde karşımıza çıkan Poseidon, altından yapılmış arabasında betimlenmiştir. (Resim 05.13) İki adet ikhtiokentauros’un çektiği araba çok çeşitli deniz canlıları ve yaratıklarıyla birlikte resmedilmiştir. Ana sahnenin hemen altında deniz tanrıları Okeanos ve Tethys yer alır.

Roma Forumu(?)

Hellenistik Agora’dan sonra, Zeugma’nın Roma İmparatorluk Dönemi’nde en büyük kamusal alan, Belkıs Tepe’nin kuzeyindeki düzlük arazide yer almaktaydı. (Resim 05.14) 120m x 90m boyutlarındaki doğu-batı doğrultulu bu büyük dikdörtgen alanın, ortasında bugün sadece parçalanarak dağılmış opus-caementicium’dan yapılmış tonozlu kalıntıları görülebilen anıtsal kemerli bir tak veya bir tapınağın bulunduğu, kentin Roma Dönemi’nde tasarlanmış forum benzeri büyük bir kamusal alan olduğu düşünülmektedir. (Resim 05.15)

Tiyatro

Roma Forumu olduğu varsayılan yapının batısında, cavea’sı batıya yönlendirilmiş ve olasılıkla forum yapısıyla aynı dönemde tasarlanmış kentin tiyatrosu yer alır. (Resim 05.16 A, B) Bugün sadece summa cavea’sının bir kısmı görülebilen tiyatronun, boyutları göz önüne alındığında yaklaşık 4.000-5.000 kişilik bir kapasiteye sahip olduğunu söyleyebiliyoruz. Yapılan son jeofizik araştırmaların verdiği verilerde tiyatronun sahne binasının bulunduğu yerde görülen dairesel anomali, bu yapının bir amphitheatron olabileceği ihtimalini de ortaya koymuştur.

Stadion/Campus

At Meydanı olarak adlandırılan, tiyatronun güneybatısında, Belkıs Tepe’nin ise batısında kalan mevkide gerçekleştirilen yüzey araştırmaları bu bölgede stadion benzeri bir yapının da varlığını ortaya koymuştur. (Resim 05.17) Antik Karia Bölgesi şehirlerinde olan Aphrodisias’ta ve Suriye’deki Laodikeia kentlerinde ele geçen iki yazıttan Zeugma’daki varlığını bildiğimiz stadion yapısının bu yapı olup olmadığı henüz kesinlik kazanmamıştır.  Ancak bu yapı, kentin Roma İmparatorluk Dönemi’nde gelişen ve Latince konuşulan askeri yerleşke bölgesi içinde kaldığı için, stadion’dan çok, askeri süvari eğitimlerinin ve geçiş alaylarının yapıldığı bir campus yapısıyla da ilişkili kılınabilir. 

Askeri Koloni Yerleşkesi

MS 19’da Suriye’deki Kyrrhos kentinden Zeugma’ya gelerek MS 49 yılına kadar Zeugma yakınlarında yerleşen legio X Fretensis ve ardından MS 66-70 yıllarından sonra kente gelerek uzun süre burada konuşlanan legio IIII Scythica, kentin nüfusunun artmasına ve Zeugma’nın yeni bir kent karakteri kazanmasına neden olmuştur. Lejyonla bağlantılı olarak imparatorluğun diğer merkezlerinden kente gelen yeni yerleşimciler, bu bölgede yeni bir askeri yerleşkenin kurulmasını ve kentin sınırlarının genişlemesini sağlamıştır. (Resim 05.18) Surla çevrili olan ve kentsel bir doku sergileyen Zeugma’daki bu askeri yerleşkede büyük olasılıkla Dura Europos’ta olduğu gibi hamam yapıları, principia, praetorium, amphitheatron, tapınaklar ve lojistik ihtiyaçlar için inşa edilmiş yapılar yer almaktaydı. Son yıllarda yapılan jeofizik araştırmalar At Meydanı’nın güney batısında Suriye’deki Dura Europos antik kentinde ortaya çıkarılmış amphitheatron planı gösteren askeri eğitim arenası ile aynı planda ve aynı ölçülerde bir yapının kentteki varlığını ortaya koymuştur. (Resim 05.19) Roma imparator Lucius Verus’un MS 161 yılında başlayan doğu seferleri sırasında Dura Europos’un Roma egemenliğine girdiği bilinmektir. MS 161 tarihinden sonra Zeugma’da konuşlanan legio IIII Scythica askerinin Dura Europos’ta kapsamlı inşat faaliyetleri gerçekleştirmişlerdir.

Dura Europos’ta bulunmuş ve MS 216 yılına tarihlenen Latince bir inşaat yazıtı, Dura Europos’taki amphithetron yapısının legio IIII Scythica tarafından inşa edildiği bilgisini aktarır. Böylece Dura Europos’taki askeri yerleşkesindeki yapıların Zeugma’da hali hazırda var olan askeri yapılar baz alınarak inşa edilmiş olabileceğini söyleyebiliyoruz. At Meydanı’nın Bahçedere’ye bakan sınırlarında, kent suruna yakın bir noktada ele geçmiş mermerden yapılmış bir Mithras steli, büyük olasılıkla Dura Europos’taki gibi kent suruna yakın bir noktada inşa edilmiş bir mithraeum’a ait olabilir. Zira, Bahçedere’nin 5 km kuzey batısında, Mındıklı (Yeşiltepe) mevkiinde ele geçmiş ve Zeus’a adanmış bir altar Mithras kültü ile de bağlantılı Jupiter Dolichenus ile ilişkilendirilmiştir.

Belkıs Tepe’nin batısındaki teraslarda oluşan bu geniş arazi üzerinde ve At Meydanı olarak anılan sektörü de kapsayan bu bölgede ele geçen yazıtların hemen hemen tamamının Latince yazılmış olması ve buluntuların çoğunun batı normlarında üretilmiş askeri teçhizat ve eserler içermesi, bu koloni yerleşkesinin Latince konuşan bir nüfusa sahip olduğunu ve tamamen Roma kanunları ve idare sistemiyle yönetilen farklı bir statüye sahip olduğunu düşündürmektedir. (Resim 05.20 A, B)

Belkıs Tepe Kutsal Alanı ve Tapınak Yapısı

Kentin en önemli kült alanı surla çevrili bir iç kale and üzerinde bir kutsal alanın da bulunduğu Belkıs Tepe’dir. Belkıs Tepe, tüm yönleri rahatlıkla görebilecek geniş bir görüş açısına ve yüksekliğe sahiptir. Belkıs Tepe’nin en önemli yapısı kuşkusuz kutsal alan ve tapınak yapısıdır. (Resim 05.21) Bu kutsal alan Zeugma’nın Roma Dönemi kent sikkeleri üzerinde de tepe ve tapınak betimleriyle resmedilmiştir. (Resim 05.22)

Tapınak yapısında sürdürülen arkeolojik çalışmalar, yapının mimari anlamda başlıca üç evreye sahip olduğunu göstermiştir. Mimari açıdan tespit edilen bu evreler arasındaki zaman dilimleri kesin biçimde belirlenemese de şimdilik var olan in-situ mimari dokulardan en erken olanının, MÖ 2. ve 1. yüzyıllara tarihlenebileceğini söyleyebiliriz. (Resim 05.23)

İlk evreye ait mimari yapının planı, yapıya ait blokların sökülmüş ve tahrip edilmiş olmasından dolayı kesin olarak anlaşılamamaktadır. İkinci yapı evresini oluşturan duvarlar oldukça itinalı sondaj ve kazılarla kısmen anlaşılmıştır. Buna göre ikinci evre yapısı, yumuşak yerel kireçtaşından kesilmiş ufak dikdörtgen bloklardan oluşturulmuş, yine dikdörtgen planlı bir yapıya aittir. (Resim 05.24)

Tapınak alanında yapılan son stratigrafik analizlerin şimdilik sunduğu verilerin ışığında, ikinci evreye ait bu duvarın büyük olasılıkla MS 1. yüzyılın sonlarına doğru, belki de MS 72 yılından hemen sonra inşa edildiğini söyleyebiliyoruz. Legio IIII Scythica tarafından inşa edildiği tahmin edilen bu duvarda kullanılan tekniğin Roma Dönemi surlarında bulunan payanda sistemindeki uygulamalara benzerlik gösterdiği anlaşılmıştır. Tapınak üzerine görülen son inşaat dönemi olan üçüncü evreye ait mimari doku, moloz ve çamur harcından yapılmış duvarları olan bir yapıyla bağlantılıdır. (Resim 05.25) Birkaç duvarı korunagelmiş bu yapının işlevi tam olarak anlaşılamamaktadır; ancak ele geçen seramik ve küçük buluntular ışığında yapının MS 9 veya 10. yüzyıllarda inşa edilmiş olduğu söylenebilir.

Belkıs Tepe Kült Heykelleri ve Onurlandırma Yazıtı

Tanrıça Heykeli: Heykel, Belkıs Tepe’ye ait yerel sert çakmaktaşı yumrulu kireçtaşı kaya bloğundan yapılmıştır. Birbirine ait parçalardan heykelin tahtında oturan bir tanrıçaya ait olduğu görülür. (Resim 05.26) Korunmuş olan parçalara göre khiton ve himation giymiş olduğu anlaşılan heykeldeki tanrıçanın büyük olasılıkla başının örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Sağ kolu, sağ dizine doğru uzanmakta ve serbestçe sağ bacağının üzerine doğru yaslanmaktadır. (Resim 05.27) Tanrıça büyük olasılıkla sağ elinde dizinin üzerine doğru bir nesne tutmaktaydı. Üzerine almış olduğu himation’dan ve bacaklarının duruşundan sol dizinin diğerine göre daha yukarıda olduğu görülür.

Yapılan çalışmalarda tanrıçanın koluna ait bazı parçalar ve oturduğu tahtın yanında daha önceden fark edilmemiş, kabartma olarak yapılmış kanatlı aslan figürü ortaya çıkarılmıştır. (Resim 05.28)

Zeus Kült Heykeli: Tapınağın yaklaşık orta kısmında, anakaya üzerinde insan eliyle açılmış bir çukurda ters devrilmiş halde bulunan oturur durumdaki ikinci kült heykelinin çok az bir kısmı korunmuştur. (Resim 05.29) Heykel, giyimli bir tanrı figürüne aittir. Figürün oturduğu arkalıksız taht, bel ve kalça, alt karın bölgesine ait giyimli kısımlar korunabilmiştir. Diğer heykellerde olduğu gibi bu heykel de Belkıs Tepe’nin yerel kayası olan sert çakmaktaşı yumrulu kireçtaşından yapılmıştır. (Resim 05.30)

Korunmuş olan kısımlarından, heykelin, Hellenistik Dönem’de sıkça başvurulan “parça tekniği” ile yapıldığı görülür. Heykel üzerindeki detaylardan tanrının beline bir himation doladığı ve olasılıkla üzerine bir khiton giydiği, alt karın kısmında korunmuş kıvrımlardan anlaşılır. Heykelin üzerinde oturduğu tahtın arka kısmındaki çok azı korunmuş olan stucco’dan yola çıkarak, heykelin tamamının stucco’yla kaplı ve boyalı olduğu düşünülebilir. İkonografik olarak değerlendirildiğinde, heykel Zeus betimlemelerine yakındır. Özellikle himation’un yapılış tarzı Yunan ve doğu tarzı Zeus betimlemelerinde olduğu gibi, khiton üzerine belde himation dolanmış örneklere benzer.

Athena Kült Heykeli: Belkıs Tepe’nin güney eteklerinde 2007 yılında tespit edilen büyük tanrıça heykeline ait heykel parçası 1973 yılında önceki araştırmacılar tarafından bulunan Athena heykeliyle birleştirilebilmiştir. (Resim 05.31 )  Ölçüleri dikkate alındığında kült heykeli olduğu düşünülen bu heykel, Belkıs Tepe’de bulunan diğer kült heykelleriyle aynı kutsal alan içinde yer almaktaydı. Diğer kült heykelleri gibi Belkıs Tepe’nin çakmaktaşı yumrulu yerli kireçtaşından yapılan bu heykel gerek stili gerek üzerinde bulunan kaldırma delikleri ve parçalı birleştirme tekniğiyle Hellenistik Dönem özellikleri gösterir. Klasik ve Hellenistik dönemin Athena Parthenos, Velletri ve Vescovali tiplerine yakın olan heykel, bugün Zeugma Mozaik Müzesi’nin ana girişinde sergilenmektedir.

Erkek Torso’su ve Kadın Heykeli: Belkıs Tepe’den bulunan Athena heykeliyle aynı ölçüde ve yerel kireçtaşından yapılmış iki parçadan oluşan biri süvari tipi zırh giymiş khlamys’li ve kraliyet diadem’i takmış bir erkek torso’sudur. (Resim 05.32) Diğer parça ise aynı ölçülerde ve aynı malzemeden yapılmış, khiton and himation giydiği anlaşılan ayakta duran bir kadın heykeline aittir. (Resim 05.33)

Heykel parçaları üzerinde yapılan incelemeler her iki parçanın da Hellenistik Dönem özellikleri sergilediğini ve çok büyük olasılıkla Hellenistik Dönemin yönetici ve kraliyet ailesi üyelerine ait olduğunu gösteriyor. Eldeki veriler bu heykellerin kimlere ait olabileceği konusunda çeşitli varsayımları ortaya koymaktadır. Buna göre bu heykellerden erkek yönetici heykeli büyük olasılıkla kentin kurucusu olan Seleukos Nikator, kadın heykeli ise karısı Apama’ya ait olmalıydı. Diğer olasılıklar arasında heykellerin Antiokhos’un babası I. Mithradates Kallinikos ve karısı III. Laodike Thea veya I. Antikhos Theos ve karısı İsias’a ait olabileceği de düşünülebilir.

“Ata Tanrılar Tapınağı” Onurlandırma Yazıtı: Bu yazıt, Kleinios oğlu Antiokhos adında bir Seleukeia’lının yazıtta ismi korunmamış bir arkadaşı için diktirdiği onurlandırma yazıtıdır. Yazıttaki kişinin isminden Seleukid Krallığı’na sempati duyan ve olasılıkla Makedon soyundan bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. (Resim 05.34)

Onurlandırma yazıtının üzerinde, “…τοῦ ναοῦ θεῶν πατρώων.. ” yani “Ata Tanrıların Tapınağı’nın yanına”  dikildiği ifadesi yer alır. Yazıtta sözü edilen “Ata Tanrıların Tapınağı”, cümlesiyle olasılıkla Belkıs Tepe’deki I. Antiokhos Theos’un kutsal alanının, Roma yönetimi altında değişen yeni statüsü ifade edilmiştir. Buna göre tapınaktaki kral Antiokhos Theos’a ait görsel propaganda unsuru olan heykelleri kaldırılmış, sadece Zeus ve tanrıça heykeli ile birlikte Athena kült heykeli, kentin kurucuları olan Seleukos Nikator ve karısı Apama’nın heykelleri bırakılmıştır. Bilindiği gibi, Kommagene Kralı I. Antiokhos Theos’un ölümünden sonra kentte var olan Roma egemenliği, kralın dini ve siyasi propaganda unsurları sayılan heykel ve görsel imajlarını buradaki kutsal alanlardan kaldırtmıştır.

Nekropoller

Zeugma’nın konut yaşayanlarının sonsuzluk mekânları kentin surları dışında kalan mezarlık alanlarıdır. Hellenistik döneme ait mezarlıklarının izlerine, Zeugma’nın batıda Karatepe’nin Bahçedere’ye bakan yamaçlarda ve büyük oranda ise Ayvaz Tepe’nin kuzey batı yamaçlarında rastlanmıştır. Bunlar daha çok khamasorion tarzı basit şist mezarlar olarak yapılmışlardır. (Resim 05.35)

MÖ 3. yüzyılın sonları ve MÖ 2. yüzyıl başlarından itibaren görülen bu mezarlardan ele geçen buluntularda ölü hediyesi olarak, pişmiş toprak tabaklar, kaseler, unguantarium and lagynos’ların yer aldığı, iç kalıplama tekniği ile yapılmış cam amphoriskos, diadem’ler ve ağız kapama bantları ele geçmiştir. Zeugma’da Geç Hellenistik ve Erken Roma İmparatorluk dönemi aile mezarları arasında Kommagene gömü geleneğinde daha çok kraliyet ailesi üyeleri için yapılmış mezarlara benzer, tümülüs mezarlar da yer alır. Bu mezarlar büyük olasılıkla I. Antiokhos Theos’un ölümünden sonra Kommagene kimliğinin vurgulaması için Kommagene elitleri tarafından tercih edilmiş bir uygulama olmalıdır.  (Resim 05.36)

Bu mezarların büyük bir çoğunluğu louclus’lu mezar odalarına sahiptir. MS I. yüzyıl sonlarında, özellikle MS 72 yılından sonra, hypogeum tarzı mezar odaları içinde arcosolium tipi gömülerle karşılaşıyoruz. (Resim 05.37) Romalı kimliğinin vurgulanmaya çalışıldığı bu yeni mezar tiplerinde aile üyelerinin portre heykelleri ve büst-portre şeklinde kabartma olarak yapılmış stelleri mezar odaları önündeki vestibulum içinde sıralanmış olarak karşımız çıkar. (Resim 05.38)

Aile memoria’sının vurgulandığı bu mezaralar, bir mnemeion olarak, ölen aile üyelerinin doğum ve ölüm günlerinde ve ayrıca ölü bayramlarında ölü banketleriyle diğer aile üyelerince ziyaret edilmekte ve bu şekliyle bir tür aile müzesi şeklinde de işlev görmekteydi.  Zeugma’nın Güney Batı Nekropol alanında ortaya çıkarılmış bir aile mezarı buna güzel bir örnek oluşturur.  Areisteos ve ailesine ait olduğunu düşündüğümüz bu mezardaki portre heykeller ve steller portre özelliklerine göre imparator Traianus döneminden Antoninler Dönemi’nin sonuna kadarki bir zaman dilimi içine tarihlenebilir. (Resim 05.39)

Bu mezarlarda, diğer birçok Zeugma aile mezarlarında da olduğu gibi, aile üyelerinin, aile içi hiyerarşik düzendeki statüleri ve etnik kimlikleri gerek giyim kuşam özellikleri gerekse yazıtlardan anlaşılabilmektedir. Zeugma’nın lejyon kenti olmasının getirdiği bir özellik olarak, Zeugma’lı yerel elit ailelere evlilik yoluyla dahil olmuş Latince isimler taşıyan askerlerin varlığının izlerini de bu mezarlarda takip edebilmekteyiz. Büyük bir çoğunluğu Yunan ve Makedon ismi taşıyan erkek aile üyeleri yanında azımsanmayacak kadar Sami kökenli kadın ismi Zeugma’daki çok kültürlü yapıyı bize gösteriyor. Zeugma’daki lejyon’a ait özel bir mezarlığın varlığı, Belkıs Tepe’nin güney batısındaki bölgeden ele geçmiş ve üzerinde Latince yazıtları bulunan askerlere ait birçok mezar stelinden anlaşılmaktadır.  (Resim 05.40)

Son yıllarda Zeugma’daki Tiyatro yapısının kuzeybatısındaki tarladan bulunmuş ince kireçtaşı plakalar üzerine yazılmış Arapça kitabesi bulunan Erken İslami Döneme (MS 7-9. yüzyıllar) tarihlenebilecek iki adet mezar taşı, İslam akınlarıyla ele geçirilmiş olan Zeugma’da konuşlanmış Abbasilere ait askeri bir garnizonun askerlerinin gömüldüğü bir mezarlığa ait olmalıdır. Bu mezar taşları çok büyük olasılıkla Tiyatro’ya ait oturma sıralarındaki kaplama taşlar kullanılarak yapılmıştır ve mezarlığın bu bölgede yer alması da bu nedenledir.

bottom of page