top of page

19. yüzyılın başlarından bu yana batılı gezginler tarafından varlığı bilinen Zeugma’nın yeri uzun yıllar bugünkü Birecik olarak kabul edilmiştir. Zeugma adı ilk olarak İngiliz gezgin Richard Pococke’un 1732-1742 yılları arasında yaptığı geziler sırasında anılmıştır. Pococke Zeugma’yı ziyaret etmemiş ancak köylülerden edindiği bilgileri aktararak, bir köprü kalıntısının bulunduğunu ve yerel ismiyle o zamanlar Zima olarak adlandırılan bu yerin Zeugma olabileceğini bildirmiştir. 1836-1841 yılları arasında İngiliz Amiral Francis Rawdon Chesney’in komutası altında Kuzey Suriye’de ve Fırat Nehri boyunca yaptığı coğrafya araştırmaları sırasında Zeugma’ya uğrayan İngiliz gezgin William Francis Ainsworth, kentin kutsal alanının bulunduğu Belkıs Tepe’deki tapınak ve kentin kalıntıları hakkında çok kısa bilgiler verir. Ancak Ainsworth bu harabelerin Zeugma olduğunun farkına varmaz. 20. yüzyılın başlarında Amerikalı coğrafyacı J. R. Renwick Metheny Belkıs köyünde yer alan kalıntıların antik Zeugma kentine ait olduğunu ortaya koyan ilk araştırmacıdır. Yine bu dönemlerde bölgede bulunan Fransız ve Belçikalı araştırmacılar Victor Chapot ve Franz Cumont Zeugma’nın kalıntıları hakkında bilgi veren diğer araştırmacılardır.  

Belkıs Tepe’deki tapınağın kült heykellerini bilim dünyasına ilk tanıtan araştırmacı 1936-1939 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde de bir süre ders vermiş olan Alman asıllı arkeolog Hans Henning von der Osten’dır. Zeugma’yla ilgili en kapsamlı çalışma, 1970’li yılların başında antik kentte doktora konusu için yüzey araştırmaları gerçekleştiren Alman arkeolog Jörg Wagner’in bu araştırmalarını yayımladığı kitabıdır. Sonraki dönemde Malatya Müzesi’nin desteğiyle Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından 1987 yılında Zeugma’nın güney kesiminde bulunan nekropolünde kurtarma kazıları yürütülmüştür. 1990’lı yılların başlarından itibaren GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) kapsamında yapılması planlanan Birecik Barajı’nın gündeme gelmesiyle kurtarma kazılarına hız verilmiş, Gaziantep Arkeoloji Müzesi başkanlığında yürütülen Kurtarma Kazılarına 1992 yılında Batı Avustralya Üniversitesi ve 1995 yılında Nantes Üniversitesi’nden arkeolog ve araştırmacılar katılmıştır. 2000 yılına kadar devam eden kazılara Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, PHI - Packard Beşeriyet Enstitüsü ve Oxford Arkeoloji Grubu’ndan arkeolog ve bilim insanları katılmıştır. Birecik Barajı’nın tamamlanması sürecinden sonra, 2005 yılından itibaren kazılar Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı tarafından yönetilmektedir.

Jeolojik Bulgular

APAMEİA VE SELEUKEİA’NIN JEOLOJİK YAPISI

Seleukeia ve Apmeia’nın bulunduğu coğrafya Gaziantep Formasyonu olarak bilinen sedimental yapıya sahip Orta Eocene ve Orta Oligocene dönemde oluşmuş gevşek kireçtaşı ve çakmaktaşı yumrulu sert kireçtaşından oluşan bir sahiptir. Apameia, Fırat Nehri’nin taşıdığı ve yaydığı düz alüvyon bir dolgu üzerine oturmaktadır. Seleukeia ise daha kayalık ve engebeli bir kaya yapısının üzerinde gelişmiştir.  Düz alüvyon dolgu üzerine kurulmuş olan Apameia yaklaşık 54 hektarlık bir alanı kapsamaktaydı. Apameia’nın aksine, kayalık yükseltiler üzerinde yer alan Seleukeia Hellenistik Dönemde yaklaşık 56 hektar, Roma Dönemi’nde ise 96 hektarlık bir alan üzerinde yer alır. Seleukeia’nın en yüksek yeri denizden yaklaşık 570m yükseklikteki Belkıs Tepe’dir. Seleukeia’daki diğer belirgin yükseltiler, Belkıs Tepe’nin kuzey batısındaki Karatepe, kuzeydeki Köşk Tepe ve kuzey doğusundaki Ayvaz Tepedir. Kent bu tepeler arasındaki Fırat Nehri’ne uzanan teraslar, düzlükler ve vadiler arasında kurulmuştur. Belkıs Tepe’den Fırat’a uzanan bu iki vadiden batıdaki, Halme deresi, diğeri ise Kelekağzı olarak yerellerce adlandırılmıştır. Fırat Nehrine hakim bir plato şeklindeki Karatepe’nin doğusunda İskele Üstü Mevkii olarak adlandırılan ikinci bir düz alan bulunmaktadır. Bu alan bugün Hellenistik Agora’nın bulunduğu yükseltidir. Belkıs Tepe’nin batısında nispeten düz teraslardan oluşan At Meydanı olarak adlandırılan kesim ise kentsel genişlemeye en elverişli düzlükleri barındırır. Bu düz terasların batısında yerelde Bahçedere, (Hakim deresi veya Çörtenli) dere olarak adlandırılan ve Fırat Nehrinin haliç şeklinde içeri girinti yaptığı vadi yer alır. 

APAMEİA VE SELEUKEİA’NIN SINIRLARI VE KENT PLANLAMASI 

Apameia’nın şehir surları, cadde ve sokakları, yapıların oturduğu parselasyon ve ada sistemi jeofizik çalışmalar sonucunda oldukça belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. 108m x 38m den oluşan dikdörtgen uzun ada (insula) sitemine sahip Apameia’da sokakların yönlendirmesi kuzey-doğu, güney-batı doğrultusundadır.  Seleukeia’nın cadde sokak sitemi ise topografyanın oldukça engebeli ve düzensiz oluşundan dolayı Apameia gibi doğrusal bir sistem göstermez. Hellenistik kent dokusunun merkezindeki yönlendirme Apameia’ya yakındır. Bu düzenli ada sistemi, kentin Roma Dönemi’nde büyümesiyle engebeli topografyaya göre bazı yamaçlarda sapmalar göstererek gelişmiştir. Apameia’da yer alan kamusal alanlar ile yeterli çalışma yapılamadığı için bilgi sahibi değiliz. Ancak Seleukeia’da kentin merkezi sayılabilecek Hellenistik Dönem agorası kısmen kazılmış ve burada yer alan bazı yapılara ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. 

STRATİGRAFİ • İKONOGRAFİ • NÜMİSMATİK • KORUMA • ARKEOMETRİ •

Zeugma'nın arkeolojik veritabanına erişerek, bilimsel saha raporlarını ve akademik yayınları detaylı olarak inceleyebilirsiniz.

bottom of page